Anasayfa   Forum   Haber   Resim   Video   İletişim   
Hükümlülere Organ Bağışının Önemi Anlatıldı  |  ”Ermenilerin Bu Bölgede Türklere Yaptığı Katliamı Naziler Bile Yapmamıştır.”  |  BELEDİYE KÜTÜPHANE BAHÇESİNE FİDAN VE ÇİÇEK DİKİLDİ  |  İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ HAKAN GÖNEN’İN 23 NİSAN MESAJI  |  Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Iğdır İl Başkanlığı tarafından basın açıklaması yapıldı.  |  Eş Başkanlar Canlı Hayvan Pazarını Ziyaret etti  |  İL TARIM VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜNÜN “IĞDIR’IN ÇİÇEK KOKULU OKULLARI” PROJESİ İLE  |  Eş Başkanlar Seyyar Satıcıları Başkanlık Makamında Ağırladı  |  Iğdır Belediyesi Berat Kandili Dolayısıyla Camilerde Vatandaşlara Kandil Simidi İkram Etti  |  Iğdır Belediyesi Eşbaşkanı Eylem Çelik: Bize Düşen Görev Halka Hizmet Etmek  |  
Forum  Köşe Yazıları Akay Aktaş AZERİCE-AZERBAYCAN TÜRKÇESİ LEHÇE VE MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN YAZDIKLARININ

AZERİCE-AZERBAYCAN TÜRKÇESİ LEHÇE VE MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN YAZDIKLARININ


akayhoca
Seviye  Yönetici
Toplam Puan: 0
Giriş Sayısı: 237
Konu: 203
Cevap: 0
Bu Konu 16 gün önce eklendi

AZERİCE-AZERBAYCAN TÜRKÇESİ LEHÇE VE MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN YAZDIKLARININ

AZERİCE-AZERBAYCAN TÜRKÇESİ LEHÇE VE MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN YAZDIKLARININ TOŞİBACA DEĞERLENDİRİLMESİ

09/04/2019


Mücahit Hun'un Yeşil Iğdır'da Azerice-Türkçe ve lehçeler üzerine yazdığı yazıya bir arkadaşımın verdiği cevap üzerine bir bardak suda fırtına koptu sanki.
Bir milleti millet yapan ön önemli unsur dildir. Diğer öğeler sonra gelir. Biz bir insanın yüzüne, kafatasına bakarak kimliğini tanımlayamayız. Ama dili ile onun hangi milletten olduğunu hemen belirleriz,
Bu noktada kişinin aidiyeti, kendini hangi milletten sayması çok daha önemlidir.
Nitekim Azerbaycan lideri Aliyev, iki devlet bir millet diyerek bu aidiyeti kişiler, bireyler bazından çıkarıp devlet katına yükseltmiştir.
İranlı Azeri kökenli birine, Azeri dediğimizde kızıyor ve kendisinin Türk olduğunu şiddetle vurguluyor.
Azer ateş demektir. Azerbajigan-Azerbaycan, ateş yöresi, Azeri de bu yörede oturan insan anlamındadır. Ki bu coğrafyada Türkler ezici çoğunlukta olduğu içinde onlara Azeri denilmesini yadırgamayalım. Yani Azerbaycan bir ırk adı değil bir coğrafya adıdır. Tıpkı Kafkasya, Mezopotamya,Balkanlar gibi. İster Farslar Azeri kelimesini türetmiş olsun ister Ruslar. Artık galatı meşhur olmuştur
Ben öncelikle ve genel hatlarıyla Türk dilinin özelliklerini belirtmek istiyorum.
-Ural Altay dil grubundan olup, sondan eklemeli bir dildir.
Göz,gözü,gözlük,gözlükçü,,,gibi
-Özne+nesne+yüklem dizilişi esastır. Devrik cümle pek seyrek ve üslup kaygısı ile kullanılır.
-Ben yarın Erzurum'a gideceğim.
-Önemsenen öğe illaki yükleme yaklaştırılır.
Ben Erzurum'a yarın gideceğim-Ben yarın Erzurum'a gideceğim. Birinci cümlede zaman, ikinci cümlede mekân önemsenmektedir.
Büyük ve küçük ses uyumu ve bir çok yerde sessiz uyumu vardır. Bunlar o kadar önemli kurallardır ki yabancı kelimeleri bile Türkçeleştirir adeta.
Aliminyum-alaman, cameşur- çamaşır, charşenbe-çarşamba, stop-istop, kitab-kitap...gibi
Türkçede kelime sayısı az gözükmekle birlikte yaratılan kombinezonlar, Türkçedeki kelime sayısını on binlerden yüz binlere çıkarır.
Güzel kelimesi İngilizcede “beautiful” olarak karşılanırken, Türkçe'de, tıpkı on tane rakamla, trilyonların yazılması ya da sekiz nota ile çok zengin müzik eserlerinin yaratılması gibi.
güzel elbise-sıfat
güzel konuşuyor-zarf
güzel güzel oynayın-ikizleme olabiliyor.
Buraya kadar kimsenin bir diyeceği olmasa gerek.
Ancak bir ırk-budun-kavim-millet adına ne derseniz deyin yüzyılları aşan süreçlerde Japon denizinden-Pasifik Okyanusundan taa Baltık Denizine, Galiçya’ya, Sibirya’dan Afrika'ya, Hindistan'a kadar ulaşan bir topluluk.
Bu kadar geniş bir coğrafyada yaşayan, devletler kuran, yerleşen göçen, kaynayan, kaynaşan bir halkın, ne ırkının ne de dilinin saf, arı olması beklenemez.
Diğer yandan bu halk kendi yaşam biçimine pek uygun olan GÖK Tanrı dinini çeşitli nedenlerle bırakmış, Budizm, Konfiçyüs-Yahudilik-Hıristiyanlık-İslamiyet gibi dinlere geçmiş ve doğal olarak da diline pek çok Türkçe olmayan kelimeler girmiştir. Bunun üzerine, Gök Türkçe-Uygur-Kiril-Arap ve Latin alfabelerini de kabul ettiğini hesaba kattığımızda Türkçe gibi sağlam ve matematiksel kuralları olan dil dahi, etkilenmiş, kelimeler, ekler, tamlamalar almıştır. Ama bunların çokluğu ya da etkisi dilin ana yapısını bozamamış ve o kuraları ile yaşamaya devam etmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde Türklerin ana yurdu olan Ortaasya’da ki Türkçe ile, biraz daha batıdaki yani bu günkü Türkmenistan-Azerbaycan Doğu Anadolu’nun bir kısmının kullandığı Türkçe ile Anadolu’daki Türkçe gerek yazı ve gerekse konuşma dilinde bariz farklılıklar göstermeye başlamış ve Türkçe 3 ana lehçeye ayrılmıştır.Çağatay-Azeri-Anadolu Türkçeleri olmak üzere.Ancak günümüzde
Lehçeler, bir dilin bilinmeyen, çok eski dönemlerinde ayrılmış kollarına denir. Başka bir deyişle, bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine lehçe (Alm: Dialekt; Fr: dialecte; İng: dialect) denir.
Tanımlardan da anlaşılacağı gibi, 'ağız'da genellikle ses ve söyleyiş farklılığı varken, lehçede ses ve söyleyiş farklılığıyla birlikte, dilin yapısı (sözdizimi) ve söz varlığı da değişmektedir. O kadar ki, bu farklılıklar zamanla lehçelerin birer dil olmasına bile yol açmaktadır. Söz gelimi, Latincenin çeşitli lehçeleri arasındaki farklılık zamanla o kadar büyümüştür ki, sonunda Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rumence gibi diller ortaya çıkmıştır.
Adriyatik Denizi'nden Çin Denizi'ne kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşayan Türkçe de birçok lehçelere ayrılmıştır: Batı Türkçesinin Anadolu, Azerî, Türkmen lehçeleri gibi ve Özbek lehçesi, Kazak lehçesi, Kırgız lehçesi...
Lehçenin ayrı bir dile dönüşmesi olayına Türk dilinde de rastlanmaktadır. Yaşayan Türk lehçelerinden ikisi, bugün artık birer dile dönüşmüştür. Bunlardan biri, Sibirya'da Lena Nehri'nin iki yanında yaşayan Yakut Türklerinin konuştuğu Yakutça diğeri ise, Orta Volga bölgesinde Kama Irmağı'nın Volga'ya kavuştuğu yerde yaşayan Çuvaş Türklerinin dili olan Çuvaşçadır.
Bunların her biri kendi dinamikleri içerisinde harekete etmiştir. Çağatayca'da Moğol ve Rusca kelimeler ağır basarken, Azerice'de Fars Arap, Anadolu Lehçesinde ise Fars Arap olduğu kadar Latin-İtalyan Rum… kelimeleri dile girmiştir.
Tabii bunu sadece Türkçe aldı diye bakmak eksik v e yanlış olur. Türkçe'den de komşu ve hakim dillere de binlerce kelime geçmiştir. Kuşak, yoldaş, paşa, yoğurt buların en ünlüleridir.
Kısaca anlatmaya çalıştığım bu tarihi, coğrafi, dini sosyolojik...etkenlerin doğal sonucu Türkçe'de diğer coğrafyalarda yaşayan Türkler arasında anlaşmada zorluklar ortaya çıkmış ve her bir Türk kökenli devletin kendi dili ortaya çıkmıştır. Ama bu hiçbir zaman onların Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmez.
Nitekim M. Özden eleştiri ve yorumunda hepsinden Türkçe diye söz eder. Türkiye Türkçesi, Kuzey Azerbaycan Türkçesi, Kırgız Türkçesi gibi. Ama Latinceden amel olan İspanyol-Portekiz-İtalyan dillerine kimse İtalyan Latincesi filan deme garabetine düşmez.
Türkçe tasarrufu çok seven, az kelime ile derdini anlatan bir dildir. Bu nedenle Azerbaycan Türkçesi, Anadolu ya da Türkiye Türkçesi yerine yanlış veya doğru kısaca Azerice, Kırgızca, Kazakça demeyi tercih eder.
Bu tartışmalara faace sayfalarının sığ, yüzeysel ortamında değinmek yanıltıcı olur. Örneğin ben Azerice'ye Anadolu’nun bir lehçesi filan demedim. Diyemem de ama her nasılsa böyle algılayanlarda olmuş.
Sonuç. Mevlana’nın mesnevisi 25 bin 700 beyittir. Tasavvufu anlatmaya çalışmıştır. Oysa Yunus Emre bir tek beyitle tasavvufu özetlemiştir.
"Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm."
Ayrı bir dil olarak telakki edilen dillere dahi Türkçe denildiğine göre bir mesele yoktur. İster Kırgız, ister Kazak, ister Uygur ister, Anadolu Türkçesi olsun. Sonuçta hepsi Türkçe kökenlidir. Türkçenin o kendine özgü kuralları işlemektedir.Bunların ortak kelimeleri Türkçe olarak ağırlıklıdır. Türkçe’nin genel ve özel kuralları geçerlidir. Yalnızca söyleyiş farklılıkları onların aynı kökenden ve aynı dilden oldukları gerçeğini değiştirmez
Ali Şir Nevai, Divan-ı Lügat-üt Türk-Kutadgu Bilig, Dede Korkut hepsi Türkçenin eşsiz eserleridir. Fuzuli, Köroğlu, Dede Korkut Nasreddin Hoca, Cengiz Aytmatov… bütün Türk dünyasının ortak simalarıdır.

Dar, darılmak, dargın aynı kökenden türemişlerdir.Ama Anadolu’da darıxmak yoktur.Unutulmuştur.

Aparmak Anadolu’da kullanılmaz ama apar topar aynı köktendir ve kullanılır.

Yüngül kelimesi Anadolu’da yoktur ama yün vardır. Yüngül de yün gibi hafif-insan için ise basit kişilikli anlamında kullanılır.

Çimmekten çimerlik banyo karşılığı ne kadar güzel ve arı bir kelimedir.Çimmek unutulmaya yüz tutmuştur.Yerini batı hayranlığının sonucu "duş almak" tutmaktadır.

Köynek-giynek elbise giysi karşılığı olarak ne de hoştur.
Yıldız-ulduz-julduz-cııldız-yolduz şeklinde söylenmesi onun Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
En uzak akrabamız sayılan Kazakça'dan bir kaç örnek vererek yazımı tamamlamak istiyorum.
TÜRKÇE                                                 KAZAKÇA
bir             bir
ben men
ne ne
yıl jıl
gün kün
iyi jaksi-yakşi
kadın katın
bunlar kim bular kim
Kitabın üstündeki kalemimi kim aldı                     Kitaptın üstündegi kalamımdı kim aldı
Her insanın hayalleri vardır             Er adamın kıyalı bar
Dostlarımı görmek için Türkiye'ye gittim Dostlarımdı körü üşin Türkiya'ga kettim

Herkesin maksadı bir ama rivayet muhtelif






Tarih  :  9 Nisan 2019        Okunma  :  334        Yazan  :  akayhoca

Spacenuke Spacenuke Facebook Facebook Twitter Twitter FriendFeed FriendFeed

Konuya Cevap Yaz